boğaziçi çok bozuldu yaa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
boğaziçi çok bozuldu yaa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sülalene en boktan kapkaç




afganistan diye bir yer var. united states of amewrica diye bir yer var. afganistan gelişmemiş ve radikal islamcı Taliban adlı bir grup tarafından yönetilmiştir. Batı, el kaide ve terör nedeniyle afganistana girmeyi uygun görmüştür. insanlar ölmüştür. bir zamanlar çok kişi vuruldu çünkü.

afganistan denilen yerde parayla satılan eşinden kaçı sevgilisiyle yaşayan bir kadın ve sevgili recm edilerek öldürülmüştür. bazı insanlar bunu görüntülemiştir. ingiltere diye bir yer vardır. bu da afganistana giren kafadır. tarihinde iki kere işgal edilme tehdidiyle karşılaşmıştır ve biri zaten asılsız bir olay olarak tarihe geçmiştir yani 1 kere desek yeridir. ingiltere bu kafa rahatlığı yüzünden demokrasi anlamında en ileri devlettir. bir zamanların efendisidir. daily mail diye bir haber ajansı vardır. kendileri bu ülkenin haber ajansıdır. daily mail, bu haberi, afganistadaki insan hakları ihlalleri ve ayıbı adına yayınlamıştır. islam diye bir din vardır ortaya çıktığı çağın bir kaç ışık yılı ötesinde yenilikler getirmiştir. tarih diye bir ilim vardır. dileyenler tahlil eder. türkiye diye bir yer vardır. hürriyet diye bir gazete vardır. türkiyede türkler yaşar. genç ve ileri bir fikrin örneği olan ekşisözlük adlı sosya medya aracı vardır. etiyi püsküüt zanneden insanlar buralarda yazabilir.
acme diye bir şirket vardır dayanamaz lafa girer.

"Taliban, devamlı, kurallarını korkutma ile uygulayan köktenci islam topluluğu olarak duyuruluyor. oysa 2009 baharında taliban, pakistan'daki svat vadisini ele geçirdiği zaman, the new york times, onlar varlıklı toprak ağaları ve onların topraksız kiracıları arasındaki derin ayrılığı sömüren bir sınıf isyanı düzenlediğini açıklamıştır. köylülerin zor durumundan yaralanarak taliban, new york times'ın kelimelerinde "büyük ölçüde derebeylik olarak kalan pakistan'da tehlikeye hazır olun" durumu yaratıyorsa, pakistan ve abd'deki hükümetlerinin, benzer şekilde, bu durumdan yararlanarak topraksız köylülere yardım etmeye çabalamasına kim engel oluyordu? yoksa, bu özgürlükçü hükümetlerin (neoliberallerin) doğal yandaşı, pakistan'daki feodal toprak ağaları mıdır? "

ya da ortadoğuya dönük Batı algısı neden bu tip vahşet haberleriyle övdükleri gizil şey yani -içi boş- çokkültürlülüğe saygı ve hoşgörü gibi kavramlar yani zaten bizim olan kavramlar için ne demeli. onların çok kültürcülüğü ve hoşgörüsü: "benim gibi olduğun sürece, farklı olmana saygı duyuyorum."
çok değil 50 yıl önceye gitsek bile görürürüz batı avrupa tarihinin hoşgörü ve insan hakları kökenini.

"afganistan son derece köktenci islami ülke olarak tanımlandığı zaman, 40 yıl önce güçlü seküler geleneği ile, sovyetler birliğinden bağımsız olarak iktidara gelen tek komünist partiye sahip olmuş ülke olduğunu kim hala hatırlıyor?"

(deniz şimşek'e bu kötü çeviriiçin teşekkür ediyorum)

bu seküler gelenekten geriye tripodu açıp kafa kesen, insanları taşlayarak idam eden bir avuç sapkın mı kaldı geriye? ya da avrupamerkezci gibi olmadan soralım seküler olmayan bir geleneğin ürünü müdür bu? seküler olmayan geleneğin mirası nereye gitti peki? zizek'in deyimiyle "Büyük sekizinci yüzyıl müslüman entelektüeli ebu hanife" nin "topluluk içindeki görüş farklılığı tanrısal merhametin bir göstergesidir" sözü bu sünniler için bir anlam ifade etmiyor mu artık?

bizim bazı aklı evvel gençlerimizse islam üzerinden lanet okuyor, göya akıllanıyor, medenileşiyor, yani serbest çoğulcu batılı normları kabullenmeyi geçtim, sahiplenip kendi özgür fikri zannedip savunuyor. müslüman olmak zorunda değilsiniz tabi sorun o değil. halbuki sizin gibi müslüman olmayan birisi için daha kolay anlaşılacak bir konuma sahipken yani normalde "kadın" olarak doğmanın bile ölümle karşılandığı bir çağda "kadın hakları" getirmiş -halbuki tartışması bile fikir sahibi olmamız için kafi olacakken- bir "dünya görüşü" için ucuz laflar etmek niye. o çağdaki çok eşliliği, köleliği bugünün keyfiyatıyla tartıştığını zannetmekten keyif alıyor. çünkü herkes biraz ilahiyat profesörü ya da fıkıha baştan sona hakimdir elbet.. ayrıca postmodern bir bireyin dünya algısına da sahipler daha nolsun. bunları duyunca da "lanet olsuun siyaset, din, politikalar umurumda değil insanlar ölüyorrr!" gibi popülist hümanist vıdıvıdıyıyla çemkirmiyo musunuz var ya el frenini çekip uçuruma ittiresim geliyo sizi.

sıdıka ve hayyama ise rahmeti, ölümlülerden değil allahtan diliyoruz.

BU mezunlar günü

Dün boğaziçi üniversitesindeydim mezunlar günü sebebiyle. ablam ve enişte beyler giderken beni de götürdüler. ben de adeta mezunlardan birisiymişim gibi takıldım orda. yolda giderken gerekli çalışmayı yaptım ablama sordum "hangi bölümden mezun olayım ben ekeheke?" sanki tanıdık yüzler arıyormuşcasına etrafa bakındım. sanki daha önce buralardan geçmişim de şimdi geri dönüp eski günleri çok özlemişim gibi aranan dolu gözlerle baktım her yere. ama cidden güzel bi yer lan. ama tipler genelde çok kıl tabi. bi de garip bi olay var hemen herkes uzakta birini görüyo mesela hemen ortama dönüp "bu kızın hikayesini hatırladınız mı ehehe" diyo, "yaa bak ferit değil mi bu yaaa ahahaa bunun hikayesini hatırladınız mı ahahaa" diye diye kafamı siktiler bi ara hep "aramızda :)" der gibi gülüşmeler. "ne hikayeymiş a.k herkesin bi hikayesi var" diye hemen içimden içimden konuştum tabiki.
amerikan ekolü baya baya hissediliyo ama fransız şeyiyle karışık olan yaşlılar da vardı mesela. hatta "bu robert kolejinden mezundur ehzhehze" diye güldüm. ablam da "since 1863" dedi bi daha güldüm. çolukla çocukla gelenler filan vardı. yüksel gelirli aileler. şortlu, lacoste tişörtlü, ayağında kösele gibi ama yazlık ayakkabısı adamlar.
ablam etrafı tarif ediyodu engelledim hemen "ben zaten biliyorum..." dedim. bi de çimlerde otururken uzaktan geçen birine "hacı naber yaa çok değişmişsin tanıdın mı hehehe" diye el salladım, gülerek uzaklaştı. "boğaziçi çok bozuldu yeaa" dedim.

ama bazı tipler cidden kıl lan. herkes mutlu mesut bi toplaşma oldu oturduk çimlere ben altıma etrfata dağıtılan broşürleri serdim biraz dikkatle baktılar ama sonra konuşmalara bakıyosun hep şöyle:

-aa naber yaa? kaç sene oldu ehhee napıyosun iş güç?
-nabalım ya ben de almanyadayım şimdi çalışıyoruz işte memnunum ya güzel her şey sen napıyosun?
-sorma ben çok fenayım ispanya merkezli bi şirketteyim ama hep seyahatteyim hesapladım geçen 300 saatim yolda geçmiş son 3 ay içerisinde ama onun dışında iyi ya her şey yolunda

ben de eksik kalmayayım diye bi de etrafta frizbi oynayan mı dersin, çimlerde fütursuzca yatan 35 yaşında adamlar mı dersin. bu ne a.k dedim ama bedava şeylerden çok yiyemedim canım istemedi bi tek soğan halkaları vardı ondan aldım yedim bol bol. bi de benim canım sıkkındı yazokulu şeysi olmamıştı. buradan uludağ üniversitesine sesleniyorum: öğrenci otomasyonunuz bok gibi! ders seçememiştim kontenjan dolu gösteriyodu neyseki bu sabah halletim bi de benim geçenki mezuniyet şeyleri aklıam geldi. bi de arkamda duran bi tane şişman lavuk arkadaşlarına işini övüyodu bi bok anlamadım ama çok ayar oldum canım sıkıldı. türkiyenin geleceği olmuş isimler öylecene geziniyolardı işte etrafta sonra yağmur yağdı herkes çil yavrusu gibi dağıldı biz de kantine gittik sonra yağmur dinince metrobüsle eve döndük.
eve dönünce ablamlar kredi borçlarını hesapladılar.