acılar sever bizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acılar sever bizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

face chat

uzun süredir net aleminden konuşmalarımızı yayınlamıyorduk. gelişen dünya ile bizde msn yerine face chat kullanmaya başladık. neyse konu yine kızlar. bakalım dolap yiğit bu konu hakkında ne diyor.


neden olmasın ?


ve babamın işleri


sonra araya araya buldu ama. servis çağıracakmış. bizim düzeltebileceğimiz bir problem değilmiş.

iett


şimdi iett seni bir bedene bürünmüş canlı olarak algılayarak yazıyorum bu yazıyı.

aferin çok iyi sistem kurdun. elektronik bilet yada akbil alıcaz sana pinmek için. ama şimdi şöyle sorunlar var. amk gece 1'de otobüse binecek oldum ben mesela, aslında gece 1'de sen olmuyorsun pek sokaklarda , avrupada allahın köyünde bile 24 saat taşıt varken megakentte 11 de ulaşım bitiyor anasını satayım nasıl iş bu ? neyse ne diyordum. gece 1'de 17 otobüsü var ona binicem ben. akbilim bitmiş .. akbil doldurcam kapanmış her yer, biletde alamıyorum. napıcam ben şimdi ? iett sana diyorum napıcam olm ben ? "insan taşıyoruz" sana diyom ! zamları yapmayı biliyosun, metrobüse aktarma kaldırıyosun. bari 24 saat çalış anasını satayım alalala ya..

ya şu kırmızı araçların ne senin ya ? 92 model ulan 92 ! insafın yok mu oğlum hiç ? bir de şu yeni otobüsleri istanbul'un kaymak tabakasının olduğu yerlere vermiyor musun deli ediyosun beni lan resmen. kadıköy-bostancıya yemyeşil otobüs ver 16B yi 40 dakkada bir kaldırdığın yetmiyormuş gibi kırmızı 92 model araç ver. müzik dinleyemiyorum lan nasıl bir ses var o motorda. hareket eden araçta yürümek için hayatının bir bölümünde sirkte cambaz olman gerekli..

neyse konuyu bi yere bağlamıcam. kendine bi çeki düzen ver. bişey yapıcan madem tam yap. 24 saat falan çalış işte ne biliyim. seni seviyoruz..

vincenzo : İmkansız vol3

beni oku : Dün akşam bir mekanda toplanıp favori kızlarımızı anlatıyorduk ve blogdaki yazılarımızdan bahsediyorduk. hatta ben ve dolap yiğit yazılarını okudu (ay fon sağolsun). bunun üzerinde "arkadaşlarımız kendi imkansızını yollasın bizde yayınlayalım" dedik. neyse sözü vincenzo'ya bırakalım.



"Daha önce kıymetli dostlarım Kerem İlter ve Yiğit Tok "imkansız" aşklarını yazmışlardı. Dün gece bana da teklif ettiler. Yazmamı. Allah aşkına şu aşağıdaki maddelerin toplandığı bir insan yok mudur? İnanıyorum ki vardır. Yoksa da umrumda değildir. Sevgiler.



1- Her şeyden önce bakımlı ol. Fiziğin çok önemli değil ama sıfatın çok önemli. Kıllarına tüylerine dikkat et, asap bozma.

2- Topuklu giyip ne benim ne de insanlığın beynini şişirme. Buna hakkın yok. (Bkz: Kenan Doğulu – Hiç Bana Sordun Mu?)


3- Dantelli şeylere merak sarma. 40'ından sonra zaten alaturka giyineceksin, gençken kasma. Renkli giy, hayatımı renklendir.

4- Bir siyasi görüşün kurbanı olma. Radikal tavırlar alma. Fikir üret, polemiğe gir, hakkını savun, sesini yükseltme.


5- Laf türbanlılara gelince atar tutar yapıp, gaylere gelince savunmaya geçme.

6- Ukala olma. Şunun şurasında hepimiz basit bir kuluz. Bir gün geberip gideceğiz. (Bkz: "İnsan acizdir, muhtaçtır, fazla artistlik yapmamalıdır." - Ah Muhsin Ünlü)


7- Hayvanlar gibi kitap oku. Kitapsızlık yapma. Kitap tavsiye et, insanlara okuma bilinci aşıla, bana kitaplar öner.

8- Tarihe ve yeraltı edebiyatına ilgi duy. En azından Fatih Sultan Mehmed'in bir Osmanlı padişahı olduğunu bil. Hakan Günday veya Murat Menteş'in kitaplarından en azından birini okumuş ve yutmuş ol.

9- Bir müzik türünün kölesi olma. Çeşitleme yap. Sadece rock dinleyerek kulaklarının hakkını veremezsin, aptal olma.


10- Türk Sanat Musikisi hakkında genel bir bilgin olsun. Bir şarkı çaldığında "kürdili hicazkar makamında" dediğinde sana aşık olma ihtimalim %10 oranında artış gösterir. Bu müzikten nefret ediyorsan benim de nefretimi kazanma ihtimalin %90 oranında artış gösterir.

11- Mümkün mertebe Galatasaray'lı ol. Arada bir maçlara gideriz. Yok yok gitmeyiz. Tribüne sevgili sokma taraftarı değilim. Galatasaray taraftarıyım.

12- Şiir oku. Hatta yaz. Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Özdemir Asaf gibi adamların en azından bir şiirini ezbere bil.

13- 13'ün uğursuz rakam olduğuna inanma. Batıl inançlar insanı köreltir. Allah'a inan, gerisi gelir.

14- Arada bir cuma nemazlarına giderim, oruç tutarım, tövbe estağfurullah derim. Bunlar seni soğutacaksa benden koşar adım uzaklaş. Benim dinim bana, senin dinin sanadır. (Bkz: Kafirun Suresi, 6.ayet)

15- Topluluk içine girince değişme. Kendini birilerine ispatlamak zorunda değilsin. Unutma toplulukla değil, benimle evleneceksin.

16- Tarihi eserlere saygın ve bilgin olsun. Tac Mahal'in Hindistan'da olduğunu bil. Hayat cafelerden barlardan ibaret değil, şımarma.

17- "Benim pek kız arkadaşım yok, erkeklerle daha iyi anlaşıyorum" dediğin zaman senden çaktırmadan soğur, en fazla 2 ay sonra ayrılırım. Feleğin şaşar, ruh sağlığın bozulur.

18- Dostlarımla arama girme, onlarla tanışmak isteme. Ben istediğim zaman tanışırsın. Unutma ki dostlar, sevgililerden daima daha önemlidir. Bunu hala öğrenemediysen Lise'ye 2.sınıftan yeniden başlamalısın.

18- Ayrıldığım zaman arkamdan beddua etme, insan ol. Aptal mısın sen? Belki bir gün yeniden birlikte oluruz? Hayat dramatik ve matematik. (Bkz: Sagopa Kajmer – İnsafa Gel)

19- Zengin biri değilim ama parasız da değilim. Menfaatçilik yapma. Tüm hesapları bana kitleme. Babamın tekel fabrikası yok ve cüzdanım da senin değil. Bunu evlenene kadar bil. Evlenince alırım sana bir akbil.

20- Çay iç, güzel çay yap, çaydan anla. (Bkz: "Çay, henüz her şey bitmedi demektir." - Cezmi Ersöz)

21- Bir enstrüman kullanabil. Üflemeli olursa saygımı kazanırsın. Ergen tribine girip "eskiden gitar çalardım" deme. Hala çalıyor ol. Eskiden çalabiliyor şimdilerde çalamıyorsan, bu senin sadakatsiz bir insan olduğunu gösterir. Enstrümanına bile sadık olmalısın.

22- Kadere inan. El alem İstiklal Caddesi'nde yürürken kafasına cam düşüyor, yitip gidiyor. Hala niye inanmıyorsun? Sakat mısın sen?

23- Biraz ciddi ol.


Yağız Gönüler
(aka Vincenzo Pazienza)"

İmkansız vol2



MADDE 1.
Güzel gül canım. Sen güldükçe keyfim yerine gelsin, gözüm parlasın böyle.

MADDE 2.
Patates kızların da güzel güleni var ama sen güzel ol ya. En azından yolda bizi elele gören yakışıklılar böyle dünyanın adaletini sikeyim diye küfür etsin.

MADDE 3.
Üniversite de olabilirsin ama işin gücün olsa daha iyi ya böyle organizasyon şirketinde genç yaşta büyük işler başaran potansiyelli iş kadını hesabı veyahut bizim televizyon sektöründe oluver

MADDE 4.
Galatasaraylı olacaksın

MADDE 5.
İnternetle haşır neşir olsan iyi olur,

MADDE 6.
Madem imkansızı istiyoruz araban da olsun be güzelim, balım, çiçeğim. Bu yaşta araban varsa paranda vardır zaten hayatım benim.

MADDE 7.
Dudağın büyük olmak zorunda. Gözlerinin rengi pek ilgilendirmiyor beni ama daha hiç renkli gözlü kız arkadaşım olmadı şöyle bi yeşil iyi gider. zayıf olma ama balık etli de olma yani. götün memen olsun kızsın sen. kızlarda çirkin el ve ayağa tahammülüm yok güzel olsunlar ve mümkünse sürekli ojeli. güzel güleceksin demiştim dimi ?

MADDE 8.
Böyle şahane biri olduğuna göre çokta akıllısın sen.

MADDE 9.
Bilimum kağıt oynunu güzel oyna. tavla. hatta beraber briç kursuna yazılalım ama bil işte en azından kanlı kingte çık yani.

MADDE 10.
Müzik bilgin benden iyi olsun bi kere

MADDE 11.a
Erkek kankan olamaz, hatta arkadaşın bile olamaz anca benle çok samimi olursa arkadaşındır. Güzel güzel arkadaşların olsun ki bizimkilere de ekmek çıksın.

MADDE 11.b
Arkadaş demişken benim arkadaşlarım Türkiye mozaiği gibidir ben nasıl çoğuyla hiç ortak noktam olmamasına rağmen süper anlaşıyorsam senden de aynı performansı bekliyorum, hepsini seveceksin.

MADDE 12.
Minimum küfür et. Etme demiyorum tabi ki yeri geldi mi söv ana avrat.

MADDE 13.
Fena güleryüzlü ol. Ortama neşe saç. Uzaktan gelirken bana el salla.

MADDE 14.
Kıyafet konusuna hakim olmaman düşünülemez. Belli bi tarzın olmasın bi gün belüstü pantolon yapmışken öbür gün harika bi tişört dar kotla göreyim seni.

MADDE 15.
Kitap okuma alışkanlığını bir türlü kazanamadım sen de okumasan olur.

MADDE 16.
Film ve dizi konusunda geniş bi yelpazen olsun. Şu filmi nolur izle diye yalvar bana.

MADDE 17.
Masaj yapmayı bilsen iyi edersin..

MADDE 18.
Hadi yine iyisin şahane yemek yapmasan da olur, genciz güzeliz paramız var bi de sana bulaşık mı yıkatacağım ?

MADDE 19.
Sporla ilgili bi olayın olsun. Tenis olur, sörf olur, bisiklet olur ama bi sporu çocukluğundan beri yapıyor ol.

MADDE 20.
Eğlence çok önemli benim güldüğüm herşeye o güzel gülüşünle eşlik et. Gülmek önemli bak kaçıncı defa söylüyorum. Böyle yanlız kaldığımızda gözümden yaşlar gelene kadar güldür beni.

MADDE 21.
Din, aile, gelenek görenek konularına bakış açımız aynı olsun. ailemle anlaşman önemli bir de çerkezsen var ya.

MADDE 22.
Sen yoksun di mi lan ? Harbiden olamaz senin gibi şahane bir kız :(

şirin bir yazı


Hepimizin türlü türlü sıkıntıları var değil mi ? blogumuzdan acme sarıkamış'ta asker, dolap duygusal olarak dertli .. ve ben evet bende dertliyim. konuyu açayım

26 ocak tarihinde ben isveçe gittim. ziyaretin sebebi anneannemi teyzemlerin yanına bırakmak ve farklı bir diyar, kültür görmek idi. tamam gittim işte ama aklım burda. sakarya üniversitesinde . ara tatildeyiz ama birşey bekliyorum ben yani sıkıntı çıkıcak kesin çünkü şu okul muhabbetinde benim rahat ettirilmemem lazım. YÖNETMELİKTE BÖLE YAZIYOR! neyse çok güzel geçiyordu orda günlerim. bi kaç kızdan hoşlaşmıştım. daha doğrusu en güzellerinden seçmiştim ehe. neyse son 3 gün kendimce taaruz yapıcaktım falan . (belkide yapmıcaktım ??? )

sabah kalktım falan laptopdan girdim nete. okuldan hemen haberler "senin seçmeli 1 ders alman lazım imiş, onu alamassan mezun olamıyorsun" ufak bir sıkıntı girdi bana hemen.. filmin devamı ise şöyle ; öğrenci işlerini aradım falan "aynen ders alman lazım , ama ders çakışıyor. seçmeli ders içinde yaz okulu açılmaz. hocayla görüş zart zurt" .. kaynar sular kafadan dökülür aynen..

konuyu daha derinlemesine anlatmak isterdim. bu konuda suçsuzum dostlar ben. 4 tane seçmeli dersim vardı zaten , almıştıM! ama 1 tanesi başka kategori 2+1 olucakmış. ben nerden bileyim , bu cahil kafa nerden bilsin ??? =(

sonra son 3 günüm tabiri caizse PİÇ oldu. ne yediimden ne içtiimden tat aldım. o zamana kadar yaptıklarımda bok oldu. şimdi yarın okula gidicem. bu sorunlar çözülmezse ne yapıcam bilmiyorum . 1 sene daha sakarya'ya gitmek gerçekten istemiyorum. şuan kandil gecesi bir kıyak istiyorum. güzel olur gerçekten.
bıktım 5 saat yoldan
bıktım trenlerden
bıktım minibüsünden

istemiyorum orayı ya...

dünya radikal kararlar almaya değmez

yiğitciyimin (birbirine aşırı sahip çıkan kız kankalar gibi oldu bu hitap) yazısında bahsettiği gibi , problemleri , dertleri düşünmeye hiç gerek yok . 4-5 gündür konuşuyoruz internette olsun dışarda olsun . değişik düşünceler bile ortaya attığımız oldu . bu konu hakkında düşüncelerimizi tam oturtamadıysak da bize göre ; insanlar her zaman geçmişe özlem duyarlar "eskiden sokakta ne güzel top oynardık , ne güzel ailecek beraberdik" falandık filandık gibisinden ..bu özlenen zamanlarda bile insanın içinde bir sıkıntı , keder mevcuttur. ama sadece o dönemdeki güzellikleri düşünürüz . bunun bir diğer nedeni ise o dönem ki sıkıntıların çoktan atlatılmış olmasıdır. yani diyebileceğimiz özetle şudur ki : dünyamız yalanlar üzerine kurulu ve sıkıntılarımız bile yalan, gelip geçici.. (klişe ama bu )

"bundan sonra böyle yapıcam , bundan sonra böyle olucam"lar da çok gereksiz.."radikal kararlar" lafı bile başlı başına insanın içini geriyor . 22 yaşındayım ve önümde maksimum 40 sene daha vardır herhalde . sizi bilmem ama ben radikal kararlar almıcam (düşünmicem de) . insanları hayatımdan çıkartmıcam . şuan benle konuşan herkes benim için değerli ve birilerini hayatımdan çıkartıcak kadar kendimi yüksek değerli görmüyorum açıkcası . insanlara sunacağım çok değerli öğretilerim yok .. " seni hayatımdan çıkartıyorum bu öğretilerden yararlanamassın ". saçma olurdu bu.

bu "mutluluğu arama" olayını da anlamadım. aslında anladım ama kavrayamadım tam sanırım. mutluluk bence her ayın belli bir zamanı elimize geçiyor ve bizim onu dış kuvvetlere karşı iyi bir şekilde müdafa etmemiz gerekiyor. iyi bir şekilde müdafa etmezsen mutsuz oluyorsun. şöyle de diyebiliriz ki mutsuzluklarımızın kaynağı mutlu anlarımızın kıymetini bilememek olsa gerek . dengesiz olmak , ne istediğini bilememek(bende var) gibi kaynakları da olabilir.

a.k bazı insanlara ayar oluyorum lan..

"Her darbede yeni bir arbede başlatılıyor işte. İnsanoğlu yeniliyor kendine ve benliğine."


yazı yazmaya geldim

evet yazı yazmaya geldim.
öncelikle hayatımdan bahis edeyim çile dünyamda neler oldu neler bitti. iş kovalıyorum teka, mtv ve hakan çanta dan birine giricem sanırım. gece saat 4 suan sigara içeyim ne yazcağımı unuttum he selçuk şahin in manitası honduras falan yazcaktım. sigara içip yazıyorum şimdi geliyorum

burdan parça yollamak istiyorum



Burdan dertli blog arkadaşlarıma ve diğer takipçimiz olan, bizi seven dertli arkadaşlara ferdiden "durdurun dünyayı başım dönüyor" isimli parçayı yollamak istiyorum.

sıkıntı vol.3

çocukken yağmurdan sonra ufak su göletlerini çubukla karıştırmaca oyununu icat etmeden çok daha önceleri beri içimdeki sıkıntı devam ediyor. o zaman 7 yaşındaydım sanırım. herkes çok zeki olduğumu filan söylerdi, dedem hariç. o hep dayımın oğullarını severdi. ailemin benden bişeyler beklediğini o zaman hissettim. hayatımda bir çok değişiklik oldu ama onların istediği evlat yine olamadım (korkmayın kötü çocuk hikayesi anlatmıcam , kötü değilim zaten ben). sıkıntı yani ne olursa olsun "evdekiler ne der?" düşüncesi değil de, benim için tam tersi olmuştur hep. 3. sınıfa kadar sayfa sayfa defterlerimi ve üstündeki işlemleri kontrol eden bir babam vardı. hatta sayfa ziyan etmişsem kızardı yırtınca cilt kenarında kağıt parçası bırakmamaya çalışırdım. ya da işlemi yanlış yapmışsam kızar gibi anlatırdı. ilkokulun yarısından liseye kadar astronot olucam sandılar herhalde ki beni baya serbest bıraktılar. hiçbi şeyime karışmazlardı zaten sen en iyisini bilirsin kendini kurtarırsın falan filan. bu kendi sorumluluğumun bana yüklenmesi ilk başta çok güzeldi ama sonra en büyük sıkıntı oldu benim için. bi de o zaman kadar zeki biri olduğuma tam inanmıştım ki fen lisesi tutmayınca patladım. erkek çocuk olmak kötü bir durum ya aile senden sürekli bir beklenti içinde.. ama bunu hiç söylemeden yapıyo. "büyüdükten sonra üniversitede okulu bitir.. okulu bitir askerliği yap ve iş bul. .. iş bul evlen.." demeyip "bunları zaten senin düşündüp taşınıp hazırlayıp yapıp bitirmiş olman lazım" der gibi bakan bi ailem var. evlenince sorumluluk duygumuz kendi ailemize kayıcak ve her zaman denen o olay olucak "ailen olsun çocuğun olsun o zaman seni görücem ben" durumu.

… Burada Kant’ın ötesine geçip eklemek gereken şey, toplumsal hiyerarşinin “özel” düzeninde belirli bir yerden yoksun olmaları nedeniyle, doğruca evrenselliğe karşılık gelen toplumsal grupların var olduğudur; bunlar Jacques Ranciere’in toplumsal bedenin “paysız payı” adını verdiği şeydir. Gerçekten özgürlükçü politika “aklın kamusal kullanımı”nın evrenselliğiyle “paysız payın” evrenselliği arasındaki kısa devre tarafından yaratılır – bu zaten genç Marx’ın Komünist düşüydü: felsefenin evrenselliğini proletaryanın evrenselliğiyle bir araya getirmek. Dışlanmışların sosyo-politik uzama katılmaları için Antik Yunanistan’dan gelen bir adımız var: demokrasi.

slavoj zizek

sıkıntı vol.2

3. sınıfta matematikten ilk defa 3 alıp, eve nasıl söyliycem diye otobüsün önüne kendimi atıp atmama kararını vermek zorunda olmam gerektiğini hissettiğimden beri içimdeki sıkıntı devam ediyor. o zaman 9 yaşındaydım sanırım. ailemin benden bişeyler beklediğini o zaman hissettim. hayatımda bir çok değişiklik oldu ama onların istediği evlat yine olamadım (korkmayın kötü çocuk hikayesi anlatmıcam , kötü değilim zaten ben). sıkıntı yani ne olursa olsun "evdekiler ne der ?" düşüncesi tam bir sıkıntı benim için. erkek çocuk olmak kötü bir durum ya aile senden sürekli bir beklenti içinde..büyüdükten sonra üniversitede okulu bitir.."bitiremessen evdekiler ne der ?" okulu bitir askerliği yap ve iş bul. "bulamassan evdekiler ne der ?" .. iş bul evlen.. "evlenemessen evdekiler ne der ?"evlenince sorumluluk duygumuz kendi ailemize kayıcak ve her zaman denen o olay olucak "ailen olsun çocuğun olsun o zaman seni görücem ben" durumu.

o yüzden artık içimdeki bu sıkıntının geçmesini bekliyorum.

yazıma özlü sözle başlamak istiyorum.

Hayat berbat bir şeydir.

Arthur Schopenhauer
annem anlatıyor bebekken çok neşeliymişim. sadece gülerdin diyor. oturma odasında kenarlarına yastık koyar eline bir araba verirdim. ben mutfaktayken içerden kahkaha sesi gelirdi, orda uyur, uyanınca yine gülerdin diyor. hatta 2 yaşına kadar saçım çıkmamış, yürümemiş, konuşmamış ve kendi kendime tuvaletimi yapmamışım bunun üzerine halamlar bu çocuk gerizekalı hiç bir şey yapmıyor sadece gülüyor doktora götürelim demiş ama annem kabul etmemiş ama bunun konumuzla alakası yok. neyse bebekliğim aileme keyif vermiş sadece. cocuklugumda derslerim çok iyiydi. ortaokuldan 4,72 ile mezun oldum. lisede hiç zayıfım yoktu hatta teşekkür bile aldım bir defa. 2 senelik üniversite okudum ve şuan açıköğretim 3. sınıftan devam ediyorum. ortalama bir öğrenim hayatı yani. şuana kadar aileme hiç karşı gelmedim ne dedilerse yaptım. ne anneme ne babama bir kere bile bağırmadım hep sessiz sakin saygılı bir evlat oldum. lise ve üniversitede yazları bir yerlere çalıştım, çalıştığımı da gelip eve verdim.. kısacası hiç bir yüz kızartıcı olayım yok efendi bir cocuk olarak 21 yaşına kadar geldim. ama geçen yazdan bütün aile üstüme geliyor. annem babam halalarım herkes benle uğraşıyor. düzgün bir üniversite okumamam, doğru dürüst bir işte çalışmamam, bir mesleğimin olmaması, gece erken yatmamam, yemek seçmem, sürekli iş değiştirmem, morelimin niye bozuk olduğu, akşamları dışarı çıkmam ve bu tür sıradan şeyler sürekli başıma kakılıyor. sanırım ebeveynler çocuklarının mükemmel olmasını istiyorlar. bende herkes gibi sıradan bir insanım niye herkes benden bir beklenti içinde. sessiz, kendi halinde, tembel sıradan bir insanım işte. niye yapamadıklarım ya da yapmayacağım şeyler benden bir beklenti olarak karşıma çıkıyor. niye kendi halimde olamıyorum hiç kimseye bir zararım yokken. ben kötü biri değilim ve kötü şeyler yapmıyorum neden kendi halime bırakılmıyorum. bu sıkıntı hep böyle mi devam edecek peki ? hayat hakkatten berbat bir şey yahu. şu dünyada mutlu insan var mıdır merak ediyorum açıkcası.

sıkıntı

babam aterimi kırdığı zamandan beri içimdeki sıkıntı devam ediyor. o zaman 9 yaşımdaydım sanırım. ailemin benden bişeyler beklediğini o zaman anladım. ama hayatımda pek bi değişiklik olmadı sanırım onların istediği evlat yine olamadım (korkmayın kötü çocuk hikayesi anlatmıcam , kötü değilim zaten ben) . sıkıntı yani ne olursa olsun "evdekiler ne der ?" düşüncesi tam bir sıkıntı benim için. erkek çocuk olmak kötü bir durum ya aile senden sürekli bir beklenti içinde..

büyüdükten sonra üniversitede okulu bitir.."bitiremessen evdekiler ne der ?" okulu bitir askerliği yap ve iş bul. "bulamassan evdekiler ne der ?" .. iş bul evlen.. "evlenemessen evdekiler ne der ?"

evlenince sorumluluk duygumuz kendi ailemize kayıcak ve her zaman denen o olay olucak "ailen olsun çocuğun olsun o zaman seni görücem ben" durumu..

o yüzden artık içimdeki bu sıkıntının geçmesini beklemicem .

yazımı özlü sözle bitirmek istedim..


"Mutluluk kocaman, sevgi ve şefkat dolu, birbirine yakın bir ailenizin
olmasıdır... sizden uzak bir şehirde."
george burns

Biraz da şiyir

PARK

Öyle sevdim ki seni
Öylesine sensin ki!
Kuşlar gibi cıvıldar
Tattırdığın acılar.